muhalefeto

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra'd 11)

2015 ve sonrasi icin

Türkiye’de Sorunların Anası: Lozan’da Kurulan Laik-Seküler Sistemdir. Sorunun kaynagi ise Taklitçi zihniyet ve asimilasyoncu politikalardir. RTE gitse yerine ahmet, mehmet, fikret, o, bu, şu gelse bile bu sorun asla bitmeyecektir. Eskiden müslüman Türk vardi. Müslüman kürt vardi. Müslüman arap vardi. Farkli dinlere mezhup kisiler vardi. Mallari ve mulkleri vardi. Mecliste hak ve hukuklari vardi. Tekkeler ve medreseler vardi. Alt kimlikler vardi. Cumhuriyet kuruldugundan bu yana ozellikle 2000 li yillara kadar sıkı yonetim ve ohal hali hangi sorunun cevabidir? Bu ulke yara bandi ile sarilmis demokrasi ile yonetilemez. Bu ulke laik sekuler bir yonetim anlayisi ile yonetilemez. 35 yasima geldim. Surekli taklit ve asimilasyoncu zihniyetten sıkıldım. Cogunlugun savundugu yanlisa doğru demiyorum.

Allah herkesi farkli, farkli yaratti. Ki kaynasasiniz diye. Yaratilmak istenen tek tip insan modeline karsiyim. Ve ayeti yok sayacakta değilim. Bu fikriyattan ölünceye kadar da vazgecmeyecegim.

Şu gecen ömrumde gordum ki ben demokratik bir insan degilim. Yapmacik ve tek tip, kalabaliklar icinde aynilasan insan modeli olmak istemiyorum. Hayatimida buna gore devam ettirecegim. 2015 ve sonrasi insallah benim icin istedigim ve arzuladigim bir hayat seklinde olur.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Advertisements

Israf ve politika

Gençler ne bilir, ne hatırlar. Bendeniz hatırlıyorum. Tansu Çiller hanımefendi Başbakan iken bütün medya onun ismiyle, onun haberleriyle çalkalanıyordu. Tansu Çiller aşağı, Tansu Çiller yukarı. Tansu Çiller ne dedi? Tansu Çiller ne demek istiyor? Tansu Çiller ne yaptı? O ne yapmalıydı? Ne yapacak? Niçin öyle yaptı da böyle yapmadı? Yaptıkları ve yapmadıkları ne manaya geliyor?
Sonra ne oldu? Tansu Çiller unutuldu, artık ondan nâdiren bahs ediliyor. Onunla ilgili tartışmalar tavsadı. O şimdi ne aşağıda, ne yukarıda. Nisyan Ârafında.
Günlük gelip geçici hadiseler böyledir. Bir varmış, bir yokmuş.
Bu memleketin başına gelen büyük felaketlerden biri futbol dedikodusu gibi politika dedikodusu yapılmasıdır.
Bizde politika magazinleştirilmiştir.
Diğer büyük bir felaket dinî konuların magazinleştirilmesidir.
Bugünkü dedikoduların, siyaset magazinlerinin on binde, yüz binde biri bile on beş yirmi yıl sonra yaşamayacak, tedavül etmeyecektir.
Bu kadar boş, kof, gelip geçici, fâni, kararsız, sebatsız konularla on milyonlarca halkın oyalanıp afyonlanmasına zehirlenmesine acımak ve öfkelenmek gerekir.
Gazetelerimiz ve yazarlarımız ülkenin, insanlığın gerçek, temel, kalıcı gündemini konu edinmelidir.
Müslüman gazete ve tv’ler hadiselere, olup bitenlere, gelişmelere İslamî, Kur’anî, Nebevî, Şer’î, hikemî açıdan bakmalıdır.
Şu politikacı ile bu politikacı sert münakaşalar yaptılar… Şu Hoca bu Hocaya çok ağır şekilde verdi veriştirdi. Bir gün sonra hakkettiği şamarı yedi… Tokat gibi cevap… Ya öyle mi?
On milyonlarca halk bu haberlerle sersemlemiş vaziyettedir.
Ciddî gazeteler, yazarlar, medya niçin millî eğitim meselelerini müzakere etmiyor?
Ülkemizdeki krizlerin niçin sebeplerini araştırmıyorlar da hep neticeler üzerinde duruyorlar?
Niçin durmadan kavga ediliyor?
Problemler niçin soğukkanlılıkla ve seviyeli bir üslupla ele alınmıyor.
Niçin bu kadar yıkıcı muhalefet yapılıyor?
Bunca yağcılığa, yalakalığa, dalkavukluğa ne lüzum var?
Sövüp sayacağımıza “Hayır beyefendi öyle değil böyledir…” üslubunu niçin benimseyemiyoruz?
Aralarında fikir ve görüş ayrılıkları olanlar birbirilerine niçin beyefendi, hanımefendi, zat-ı âliniz diyemiyor?
Niçin gerekçeli konuşmuyoruz?
Niçin meseleleri bütünüyle ele alamıyoruz da işimize gelen tarafları, cümleleri seçiyoruz.
Niçin empati yapamıyoruz?
Bunca kağıda, mürekkebe yazık.
Yazana yazık, okuyana yazık, memlekete, halka, devlete, boşa harcanan zamana yazık.
* (İkinci yazı)
Bu Lüks ve İsraf Bizi Batırır
1920’de Ankara Büyük Millet Meclisi “Düğünlerde Men’-i İsrafat Kanunu” çıkartmıştı. Bu kanun maalesef Turgut Özal zamanında kaldırıldı.
Günümüzde zenginler israflı, ihtişamlı düğünler yapıyor. Böyle düğünler dinimize göre haramdır.
Eskiden ülkemiz dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biriydi, dışarıya buğday satıyordu. Şimdi ise hariçten yılda üç milyon tondan fazla kalitesiz buğday satın alıyoruz.
Üstelik günde beş milyon ekmeği çöpe atıyoruz.
Hükümetimiz niçin ekmek israfını önlemek için bir kanun çıkartmıyor?
Sadece ekmek mi? Ülkemiz bir İsrafistan haline gelmiştir.
İhtiyacın ötesinde lüks evler israflı değil midir?
Lüks ve ihtişamlı otolar israf değil midir?
Fiyatları uçuk, markalı giysiler.
Dekorasyonu şatafatlı lüks restoranlarda yenilen pahalı yemekler.
Türkiyemiz son yirmi otuz yılda lükse, israfa, aşırı tüketime trilyonlarca (Mübalağa etmiyorum evet trilyonlarca) dolar harcadı. Bu paralarla, Güney Kore gibi kendi yüzde yüz millî oto sanayiimizi, kendi elektronik sanayiimizi, uçak sanayiimizi kursaydık iyi olmaz mıydı?
Lüks dedi mi, bazılarımız çıldırıyor, kuduruyor.
Turistik maksatla olursa bir şey demem ama yerli halkın aşırı lüks otellerde konaklamasına çok teessüf ediyorum
Lüks ev statü oldu… Lüks yazlık statü oldu. Lüks oto… Lüks elbiseler… Lüks otellerde yatmak… Lüks restoranlarda tıkınmak…
Bu lüks, bu israf, bu ihtişam budalalığının ve beyinsizliğinin sonu iyi olmaz.
Uzağa gitmeye lüzum yok, komşumuz Yunanistan’ın haline bakınız. Lüks israf yollarında giderken iflas uçurumuna düştüler.
Bunca lüks, israf, ihtişam bir ülkeyi, bir devleti, bir halkı batırır da batırır.
Sadece günde beş milyon ekmeğin çöpe atılması, batma sebebi olarak yeterlidir.
Şu sürüngen beyinsize bakınız. Son seyahatimde yedi yıldızlı otelde kaldım…
Benim lüks otomobilin lazerli ve megavizyonlu…
Dün gece Falan restoranda Alaska yengeci yedim… Porsiyonu 295 lira… (Zıkkım ye!)
Kravatı rüzgarla ters döner, pahalı markası görünür, herif zevkten dört köşe olur.
Kadın tayt üzerine tünik giyer, başına unique bir eşarp bağlar, uzun topuklu ayakkabılarıyla yalpalaya yalpalaya fink atar. Modern Müslüman kadın? Şeytanî tesettürlü…
Oğlu üniversiteye Porsche arabayla gider.
Bu lüks ve bu israfla memleket batacak, aldırdıkları yok.
Kur’anda müsrifler (savurganlar) için “Şeytanın kardeşleri” deniliyor.
Şeytanın kardeşleri…

Mehmet Sevki Evgi

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Elimizden cikan vilayetler

20. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan ancak Türkiye Cumhuriyetinin milli sınırları içinde bulunmayan vilayetlerin resmen kaybediliş tarihleri: Selanik:  Selanik: 491 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan bölge 1912 Balkan Savaşı sırasında bir kolordu ve jandarma generali Tahsin Paşa tarafından savunuluyordu. Fakat paşa tek kurşun atmadan kolordusunu ve İmparatorluğun en önemli merkezlerinden biri olan Selanik’i Yunanlılara teslim etti. Böylece Osmanlı hâkimiyeti son buldu.  Manastır:  1382’de Kara Timurtaş Paşa tarafından fethedildi. 12 Kasım 1912’de Balkan Harbi’nde Sırpların işgaline kadar 540 yıl aralıksız Osmanlı yönetiminde kaldı.  Kosova:  1912 Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlının bölgeden çekilmesi ile Sırbistan’a terk edilmiştir.  Bosna-Hersek:  5 Ekim 1908’de Avusturya-Macaristan’a ilhak edildi. Günümüzde Balkanlarda müstakil bir cumhuriyettir.  Girit:  Balkan Harbinin ardından 1913’te Osmanlı Devletinin elinden çıkmış ve Yunanistan’a bağlamıştır.  Cezayir-i Bahr-i Sefid:  İtalyanlar’ın Trablusgarb savaşında (1911) Rodos ile on iki adaları, Balkan Harbi’nde (1911-1913) Yunanlıların Sakız, Limni, Midilli ve öteki adaları işgalleri üzerine bu eyalet ortadan kalktı.  Yanya:  Balkan Harbi’nde kendini uzun müddet savunan Yanya,  6 Mart 1913’te Yunanlılar’a teslim oldu. İşkodra:  Balkan Harbi’nde her ne kadar savunuldu ise de 13 Nisan 1913’de kaybedildi. Bulgaristan Eyaleti:   19. yüzyılda isyanlar ve kargaşalarla çalkalanan Bulgaristan, İttihat ve Terakki cemiyetinin çıkardığı kargaşadan yararlanarak 1908’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Rumeli-i Şarkî (Doğu Rumeli) Vilâyeti: 1908’de Bulgaristan tarafından ilhak edilmiştir. Suriye: 402 yıl Osmanlı idaresinde kalan Suriye 1918’de Fransız işgali ile Osmanlıdan ayrıldı. Haleb:  I. Dünya savaşından sonra 1918’de Suriye’ye katılmıştır.  Beyrut:  I. Dünya savaşı sonrası 1918’de Fransız Manda yönetimine verilen bölgede yer alarak Osmanlı idaresinden kopmuştur.  Bağdad:  11 Şubat 1917’de İngilizlerce işgal edilmiştir. Sultan Tuğrul’un  (1055) zamanından beri 862 Türk hâkimiyetinde kalan Bağdat elden çıkmıştır.  Basra:  I. Dünya savaşı sırasında İngilizler tarafından işgal edilerek (1914) Osmanlı egemenliğinden çıkan Basra,  Türklere karşı İngilizler’in bir harekât üssü olarak kullanılmaya başlanmıştır.  Musul:  1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından alınan Musul 1918 yılına kadar yani 402 yıl Osmanlı idaresinde kaldı.  Daha sonra İngiliz işgaline girmiştir.  Hicaz:  1916’da Mekke,  1919’da Medine Osmanlı hâkimiyetinden çıkmıştır. 
Yemen: 1918’de Osmanlı hâkimiyetinden çıkarak yönetim Zeydî İmam Yahya’nın kurduğu idareye geçti.  Cebel-i Lübnan:  1918’de İngilizlerin eline geçti.  1920’de San-Ramo konferansıyla burası Fransız mandasına bırakıldı.  Kudüs:  1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından fethedildi. 401 yıl kesintisiz Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.  Şiddetli bir Savunmadan sonra Aralık 1917’de İngiliz birliklerinde İşgal edildi.  Sisam Emâreti:  1913 Balkan Harbi’ne son veren Londra muahedesi ile Yunanistan’a ilhak edildi.  Mısır: 1914’de Osmanlı devleti İngiltere aleyhine savaşa girince, İngiliz hükümeti Mısır’ın Osmanlı ile ilişkisini keserek kısmen kendisine bağladı.  1923 Lozan anlaşması ile Türkiye, Mısır ve Sudan’ın İngiltere’ye terkini tasdik etti.  Trablusgarb:  360 yıl Osmanlı idaresinde kalan bölge 1911 Türk – İtalya savaşında, İtalyan donanması tarafından işgal edilmesiyle, Osmanlı hâkimiyetinden çıkmıştır.  Tunus:   1881’de Fransızlar tarafında işgal edilmesi ile fiilen Osmanlı hâkimiyetinden ayrılmıştır. Ancak Türkiye hükümeti idaresi 1923 Lozan anlaşmasına kadar bu işgali tanımadı. Cezayir:  Franszılar tarafından 1830’da işgal edildi ise de bir halk direnişi örgütlendi. Dolayısı ile Fransızların burada bir idare tesis etmeleri çok uzun seneler sürmüş Fransa bunu ancak 20. yüzyılın başlarında başarabilmiştir. 

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

1925 yili ve sonrasi

Herkes iskipli atif hoca yi bilir tartisir. Ben başka bir hikaye anlatayim. Erzincan’da yaşanan hadise ise tam bir insanlık ayıbıdır. İstiklal Mahkemesi o tarihlerde şapkaya karşı çıktığı için Mevlevi İbrahim Hakkı Efendi’yi gıyabında idama mahkûm eder. Fakat hocaefendiyi bulamadığı için bu idamı gerçekleştiremez. Bir sabah namazı vakti İbrahim Efendi ruhunu Allah’ına teslim eder. Çocukları babalarının ölüm haberini İstiklal Mahkemesine bildirir. Mahkeme tarafından köye bir müfreze gönderilir. Müfreze başındaki yetkili bu durumu kabul etmez. “Olmaz. bu adam kanuna karşı geldi mutlaka asmam lazım” der. Bunun üzerine kabir açılır. Şahitlerin huzurunda kanuna muhalefet etmek suçundan ceset asılır sonra tekrar gömülür.

Erzurum da şapka kanununa aykiri hareket eden kisilerin uzerine asker yaylim atesinde bulunur.15 kişi ölür. 13 kisi idam edilir. 80 kisi hapise atilir. Rize de Ayaklanan millete karsi denizden daglara top atisi yapilir. Isyan bastirilir. Idam sehpalari kurulur. Keza Erzincan, sinop, Giresun ve memleketin bir cok noktasinda isyanlar bastirilir.

Kimse dusunmez. O donem de bir şapka bir aylik maasa denk geliyordu! Sahi ya fabrikasi bile olmayan bir memlekettr o kadar sapka nereden geldi sorusunu kimse sormaz! Sapka hususunda kimlere peşkeş cekildigini kimsr dile getirmez. Vakko denilen aile nasil zengin oldu diye dusunmez. Italya ve Fransa dan gelen 2.kalite sapkalarin akibetini kimse konusmaz.

Vesselam o amina kodumun sapkasini takacaksiniz. Takmayacaksaniz o zaman bu sapkın, fasist, Britanya nin emri ile gerceklestirilen, bu gereksiz kanunu kaldirip sehitler adina özür dileyeceksiniz. Bu konularin hepsi tozlu raflardan cikacak. Köylü onlarca yil neden devletten cok korktugunu, aman devlet kapisina dusmeyelim geyiklerini anlaman gerekir. 1925 ve 1935 yillari arasinda yapilan dayatmalari bu ülke konusacak. Tartisacak. Daha o gunler gelmedi. Yakindir.

Cumhuriyet kuruldu. Bir bayram edasinda kutlandi. Insanlar bir ohh cekti. Herkes bir parcasini bu surecte kaybetti. Cumhuriyeti kurarken ki surecte pasalarin hepsi osmanli pasasiydi. Halk osmanli devletine biat ediyordu. Cumhuriyet kuruldu. Dualarla meclis acildi. Herkes  pek bir mutluydu. Osmanli madem bitti. Bari yeni genc bir cumhuriyet kuralim hesabi. Buraya kadar her sey olmasi gerektigi gibiydi. Ne oldu da 1925 den sonra her sey degisti? O ince cizgiyi bu ulke de herkes tartisacak. 1925 ve sonrasinda bu ulke de yabanci asker mi vardi? Isgal devam mi ediyordu? Bu memlekette oyle bir algi yapildi ki cahil kemalistler tarafindan, tarihi sizlerle tartismaya 1925 oncesi ve sonrasini konusmaya hazir misiniz? Yakindir! O savas oldu bu savas oldu alayi 1923 ve oncesine ait. Yakinda insanlar 1925 yili ve sonrasini konusmaya baslayacaklar.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Evangelist ve siyonizm

Türkiye Cumhuriyeti her aksaniyla işleyen, hareket halinde bir askeri güçdür. Anadolu topraklarinda yasayan vatandaşlari ile bir butundur. Bu ülke de surekli bir reaksiyon vardir. Insanlari ağir ve yavaş degil aksine surekli yer degistiren, atik bir tutum sergilerler. Cevremizde ve bizi icine alabilecek bir savaş halinde bu bizim sorunumuz olmaktan çıkar ve Dünya’nin sorunu haline döner. Ben bu vatanı yürüyen bir ordu ya benzetiyorum. Bu atagil ve karakterist bir özelliktir. Bunu istedigin kadar engelle M.Kemal Paşa nin soylemi gibi kaninda mevcuttur. Bu millete gelebilecek bir eylem akabinde tek bir yumruģa dönüşür. Sen bakma ic cekismelere, dış cekişmelere. Bu sabir sadece savaş ve doğal afet halinde bozulur. Doğacak olan yumruk ve kenetlenmeyi hiç bir güc bozamaz. Bu yuzden Türk milleti tarih boyunca devletler kurmustur. Bu milletin en iyi yaptigi iştir.

Bunu neden soyluyorum cünkü Turkiye Cumhuriyeti nin kuruldugu gunden bu yana hic bir zaman bu denli bir tehlike icine girdigini ve etrafinin sarildigina sahit olmadim. Ne okudum ne de duydum. Türkiye bugün ekonomik bir savasa girmistir. Balta limani anlasmasi gibi dayatma var. Bunun sonucunda iç ve dış karışıklık doğacak. Bu yaziyi okuyan herkes çok yakında buna sahit olacak. Diz çökme dönemine girdigimize inaniyorum. İc siyasi sorunlar teşkil edecek. Ve Dışarıya bağimli olacak.

Bu ülkenin düşmani kendi vatandaslari degildir. Bu ülkenin düşmani kehanetler uzerine hareket eden, sapkin dusuncelere sahip küresel güçtür. Bu ulkenin düşmani Evangelist Hiristiyanlar ve siyonist rejimdir. Bu insanlar da devlet ve millet inanci yoktur. Kehânetler uzerine hareket ederler.

Bir bakmissin Bir devlet adiyla karsina bir bakmissin buyuk bir sirket adiyla karsina dikilivermisler. Bu topraklar tehlike altindadir. Türkler kürtler ve araplar ile sukunet icinde gecinmedigi gün bu tehlike bizi icine cekecektir.
Papa bile 1000 yildir birbirine düşman olan iki kiliseyi birlestirmeye geliyor. Ege yoremiz ve Dogu yoremiz tehlike altindadir.

Hollywood bir film cekti. Imdb notu yerlerde olan left behind. Aha da bu hastalikli güruhun isleri…

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

İstanbul başkent olmalıdır.

Almanlar 2. Dünya savasından sonra bitmiş ve tükenmiş bir nesil olarak güne başladılar. Tabiri caiz ise taş üstünde taş kalmadı. Akabinde ikiye bölünerek Dogu ve Bati Almanya diye anildilar. 1990 lara kadar ulke de berlin duvari adi altinda iki devlet tek millet olarak yasadilar. Almanya su an sanayisi ve askeri gucu ile Avrupa nin en ileri medeniyetidir. Devleti ve insanlari Almanya yi tekrardan ayaga kaldirmistir. Sanayi tek bir sehir de degil butun Almanya ya yayilmistir. Benim burada dikkatimi ceken husus. 2 ayri başkent varken kibir yapmayayip tarihi sorumlulugu ve sembol sehirleri Berlini yeniden başkent yapmalaridir.

Ben Sanayi nin butun ulkeye yayilip istanbul’un tarihsel sembolu ve simgesi icin tekrardan başkent olmasi taraftariyim.  Almanlarin yaptigini yapamadik. Artik savaslar psikoloji ve ekonomi yonunden ilerliyor. Ankara nin hic bir onemi kalmamistir. Tarihsel sorumlulugunu tamamlamistir. Ankara benim gözümde Çankırı gibi bir yerdir.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Disa bagimlilik

Ne Avrupasi nede Amerikasi. Bu millet ordusunun gucu ile onurlanir ve gururlanir. Bu hissiyat, bu duygular gelenekseldir. Kalitsaldir. Atagildir. Koparin artik disa bagimliligini. Kimsenin bizleri yonetmesine izin vermeyin. Bu ugurda gerekirse tum Dunya sana ambargo uygulasin. Bu millet isterse her seyin en iyisini uretir.  M.Kemal Paşa nin dedigi gibi O muhtac oldugun kudret damarlarindaki asil kanda mevvuttur.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Işidi tutarken PKK ya cakmak

Bak fıkıha yada sunnete gore degil. Allah’in kelamina gore : Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

Dunya uzerinde ABD topraklarinda, ingiliz topraklarinda, italyan ve fransiz topraklarinda bir kisinin burnunu bile din adina kanatamazsin. Sebebi bu ulkeler islamiyeti topraklarinda yasaklamiyor. Halka acık camiler ve serbest kur’an okunabiliyor. Gel gelelim kendi topraklarinda savas halinde yurtlarindan surulen ve dini ayaklar altina alinan kisiler icin istersem kafa keserim, istersem kokorec yaparim. Bu demek degil ki işid hakli. Işid bolge de ABD ordusuna eylem yapsa amenna. Gidiyor sirf dininden ve meshebinden degil diye adam kesiyor. Bunlarin yakalandigi yerde öldürülmeleri gerekiyor.

Bölge de pkk, pyd yada kürt milislerde ayni boku isliyor kanton ayagina insanlari yurtlarindan sürdüler, kirdilar gecirdiler. Ikiside gozumde agir yavsaktir. Bir tarafi gonulden destekleyende adaletli degildir. Benim hukmumde ikisinede cakacaksin. Destekcilerinide yerin dibine sokacaksin.
Gazze de musluman halklar topraklarindan sürüldügü için israil ile savasan herkes şehittir. Savaş haktir. Müdaafadir.

Çanakkale de canlarını veren insanlar topraklarindan sürülmek istenildigi için şehittirler. Müdaafadir.

Osmanli askeri Yemen de, Medine de, Suriye de, suveyşte topraklarini savunduklari icin sehittirler. Mudaafadir.

Turk askeri işid ile mucadele icin siyasi sebeplerden dolayi Suriye topraklarina giriyorsa müdaafa degildir. Olsa, olsa telef olurlar.

Bir musluman ulkesinde musluman halka eziyet var ise hak ve adalet icin yol aciktir. Gel gelelim ayn el arap denilen yer ne kürtlerin ne de işidin… yuzyillardan bu yana bolge halkinin. Yonetenler degismis. Simdi yonetmek isteyenlerin savasi. Halki dusunen yok!

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Ayn el Arab

Kobane dedikleri yer, Osmanlıların ve Arapların Aynül Arab (Ayn el Arap) dedikleri yöreye, Bağdat demiryolunun inşası sırasında “Bağdat Demiryolu Şirket-i Şahane-i Osmaniyesi”nin Ayn el Arap’ın yakınına kurduğu demiryolu istasyonuna “kompany (Company)” adını vermiş.

Yani; “Kobane”, Company’nin Kürtçe bozuk bir telaffuz şeklidir.

“KOBANE DESEK NE OLUR?”

İş öyle değil!..

Bu bölge çok eski tarihlerden beri, Ayn el-Arap; “Arapların baharı (ya da Arap Baharı)” veya Osmanlının “Arap Pınarı” dediği yerdir.

Ayn el Arap’ta Türkmen ve Arap nüfusu toplamda Kürt nüfustan sayıca daha fazladır.

Yani birileri Ayn el Arap’a “Kobane” diyerek o bölgede/şehirde sadece kürtlerin yaşadığı algısını yerleştirmeye çalışıyor.

“AYN EL ARAP” NEDEN ÖNEMLİ?

IŞİD bölgede ele geçirdiği üçgenin ortasında Ayn el Arap var ve bu bölgeyi alırsa, bölgeler arasında kesintisiz bir irtibat kuracak. Bu bölgeden başka bölgelere doğru ilerlemesi lojistik olarak kolaylaşacak.

Ayn el Arap, Suriye PKK’sı PYD’nin Ocak ayında ilan ettiği üç sözde “kanton” yönetimin coğrafi olarak ortasında duran bir alandır.

Bu üç sözde kanton arasında da Arap nüfus ağırlıklı bölgeler IŞİD’in elinde. Eğer Ayn el Arap tamamen düşerse, diğer PYD’nin sözde kantonları da zayıflayacak. IŞİD de çok daha geniş bir alanda egemenlik kuracak.

PEKİ NEDİR BU KANTON?

Suriye PKK’sının “Suriye’de bağımsız kürt bölgeleri ilan ettik” demek yerine kafa karıştırmak için kullandığı “kanton”un tanımı; “bir ülkenin, idari ya da sınırsal alt birimlerinden (bağımsız idari bir coğrafi bölge ya da bir eyalet) her birine verilen addır.

***

Biz Türkler maalesef bir çok işe/duruma anlık sonuçları itibariyle bakıyoruz. Yani işe satranç gibi “birbirine bağlı stratejik ara sonuçların oluşturduğu nihai stratejik sonuç” yerine tavladaki gibi “şansa bağlı durumlar sonrası küçük hamleler” şeklinde bakıyoruz.

TÜRKİYE İÇİN RİSKLER NELER?

IŞİD şuan Türkiye’de birçok kesimden maalesef takdir toplamaya ve sempatik görünmeye başladı/başlayacak. Bunun temel nedeni, TSK’nın 40 yıla yakın süredir bölgede terörist eylemler yapan pkk ve türevleri ile olan savaşı/mücadelesinin IŞİD gibi bir yapı ile kısa sürede sonuç aldığı algısıdır. Bu algı endişe vericidir.

Bu IŞİD yapısını planlayanlar için oluşturulmuş/planlanmış olan “ara stratejik sonuç”tan başka bir şey değildir. Nihayetinde öncesinde ve devam eden süreçte oluşturulan bu algılara karşı ülkenin dört bir yanında yapılan eylem, gösteri ve şiddeti endişe ile izliyoruz.

Tam da bu noktada en büyük risk savaş ve çatışma ile el geçirilen/alınan alanların “alanın elinde kalması” dır ki, en büyük tehlike budur. Musul’da örneğini gördüğümüz ve Barzani’nin “Musul’u IŞİD’in elinden biz kurtardık, çıkmayız” demesi bu nedene dayanmaktadır. Bu planlı operasyonlar sonrasında maalesef “Türkmenleri IŞİD teröründen Barzani kurtardı” algısı oluşturulmaya çalışıldı.

BUNDAN SONRA NELER OLABİLİR?

Bu işler eğer BOP(!)’a göre oluşturuluyorsa; IŞİD, Suriye PKK’sı olan PYD’nin sözde “Suriye Kürdistanı(!)” veya “Rojava(!)” dediği bölgeyi önce tamamen ele geçirir. Sonrasında PKK ve Türkiye üzerinden veya Irak-Suriye sınırından bölgeye gelen Barzani Peşmergeleri, ABD ve Türkiye desteği ile bölgeyi IŞİD’den temizler. Böylece sözde savaş ve devamında zafer ile biten düzmece sonrasında bölgeyi “kazanılmış batı kürdistan(!)” olarak ilan ederler.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)

Bu işin sonu

Iddia ediyorum Pkk sorununu 1 sene de çözerim. Pkk bu ulkenin sorunu degil. Pkk asil kürtlerin sorunu başligi altinda. Agrisiz, kansiz, sancisiz. Medeni bir sekilde refarandum yaparak. Adamin holdingi varmis, mali varmis, mulku varmis her seyin cozumu basit. Ona da para diyoruz! Kurdistan dedikleri yer kac ilden olusuyor? Tartisalim. O bolge de doktorumu, muhendisimi, askerimi, memurumu ilk once cekerim. Sinirlari belirlerim. 90 yilindan sonra gelen herkesi kurdistana yollarim. Sonra Turk vatandasi olmak icin oturma ve calisma izni veririm. Halka sorarim. Ilk ulkenizide ben tanirim. Alin size devlet kurma imkani. Ispanya, katalonya, ingiltere-irlanda bunun ornegi cok dunya da.

Turkiye denilen yer 1 gun de refah hayati gelisir. Memuru ve emeklisi muthis zam alir. Askeri ve polisi yahu norvec olur.

Yapin su refarandumu artik. Bakin Turkiye nasil degerli oluyor. Dedigim gibi pkk kürtlerin sorunu. Artik yeter. Artik mucadeleyi kürtler vermeli. Dokunsan ayri dert, dokunmasan ayri dert. Yok fasist oluyorsun olmadi tc. Cozumu basit.

Biz kardesiz diyoruz. Halklar arasinda sikinti yok diyoruz. Ama olmuyor iste. Severek ayrilalim olsun bitsin iste. Oyle yokk istanbul da, izmir de yasayip kurdistan hayalleri kurmak. Can almak, mala zarar vermek. Simdi bunlari yakalayip disari atsan olmaz. Fasist olursun. Sorun artar. Iç savas cikarmis. Gel hele verem sana ulkeni demek bizleri 5 adim oteye tasir. Ama bu isin sancili sartlarinin agir oldugunu herkesin bilmesi gerekir.

Ee nasil olacakmis karistik. Ic iceyiz. Ayrilalim abi. Okey baska sorun var mi? Bak bakalim kurdistan denilen illerin kaci Turkiye de kalmak istiyor!

Malesef iş bir gun buralara gelecek. Yazik olacak bir cok seye. Gili gili gili gili bagirarak, ellerde taslar, yuzlerde maskeler hakikaten cok komik duruyorsunuz. Sonunda isin nereye varicagini bir bilseniz. 100 yil once devleti nasil kuracagiz diye birbirinizi yiyeceksiniz. Ama merak etmeyin kürt aydinlar ve kürt is adamlarida sizinle olabilme ihtimali yuksek olacak. Refarandum.malesef boyle bir sey. Etli, sutlu. Ama bu cokk iyidi ya off demelere acik olan bir sey degil.

Bir millet kendinde olan şeyleri değistirmedikçe Allah onları değistirmez (Ra’d 11)